4 Mart 2014 - 20:30
Yaşanan Son Olayların Kuş Bakışı Tahlili‏

17 Eylül’den bu tarafa Türkiye’de gerçekleşip birbirleriyle çok yakından irtibatı olan siyasi olayları çeşitli açılardan analiz edebiliriz ki bunlardan gaflet edilmesi ciddi yanlışlıklara sebep olabilir.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Gazete ve haber sitelerinde çoğunlukla Türkiye’nin siyasi buhranının dershanelerin kapatılması kararından sonra 17 Aralık’ta 53 kişinin yakalanmasıyla başladığı ve Fethullah Gülen ile Erdoğan arasında güç savaşına dönüştüğü doğrultusunda analizler yapılmaktadır. Bazı siyasi analistler, Erzurum vaizi Fethullah Gülen’i son onlu yıllarda Amerika’yla önemli ilişkiler içinde olan birisi olarak suçluyorlar. Söz konusu suçlamanın delili şöyle açıklanabilir:

Fethullah Gülen yıllarca çeşitli alanlarda Amerikan’ın siyaseti doğrultusunda hareket etmiş, son derece kapsamlı dershane ve eğitim merkezleri kurmuş, ülke düzeyinde genel uzlaşmacı kanı üzerinde durarak İslam ve demokrasi uyumuna inanmış ve Laiklerin iktidarı zamanında tabilerine polis teşkilatı ve yargı gücüne nüfuz etmeleri gerektiğini tekit ederek 1999 yılında kendi isteğiyle Türkiye’yi terk etmiştir ki o tarihten bu güne kadar Pensilvanya’da ikamet etmektedir. Yaklaşık on yıl önce Fethullah Gülen ile AKP, Laiklerin ve Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca kendilerini Cumhuriyetin mirasçıları bilen güçlerin karşısında gayri resmi surette ittifak oluşturarak bu yolla AKP çetrefilli buhranları geride bırakmayı başarmıştır. Gazze halkına yardım gemisinin gönderilmesi karşısında Fethullah Gülen’in eleştirisel yaklaşımı Erdoğan ile ihtilaflarının başlangıcını oluşturmuş ve daha sonraları Cenevre’ye PKK’nın önde gelenleriyle görüşmeye gitmesinden dolayı mahkemeye çağrılan Hakan Fidan’ı Erdoğan’ın kendi korumasına alması sebebiyle Erdoğan ile Fethullah Gülen arasındaki anlaşmazlıklar ciddi bir boyut kazanmıştır.

Söz konusu ihtilaflar yaklaşık Cemaatin beş milyar dolarlık gelirini temin eden dershane ve eğitim merkezlerinin kapatılması kararı, yıllar önce Cemaat tarafından polis ve yargı teşkilatlarının içerisinde konumlandırılan üst düzeydeki şahsiyetlerin yardımıyla Fethullah Gülenin plan ve programlanmış bir yöntemle bazı bürokratların, Halk Bankası Müdürünün ve üç bakanın oğlunun mali yolsuzluk ve para aklama suçuyla ele geçirmesi Türkiye’yi siyasi buhranın eşiğine getirmiştir. Her ne kadar Erdoğan kendi devletindeki mali yolsuzlukları yalanlayıp ülke içi ve ülke dışındaki kirli ellere işaret etse de mali yolsuzluklar Erdoğan hükümetinde inkar edilmeyecek bir hakikattir. Ancak bu planın temel hedefi mali yolsuzlukla savaşmaktan ziyada siyasi bir hedef taşımakta ve özellikle Erdoğan’ın şahsını hedef almaktadır ki 2002 yılından bu yana Erdoğan’ın karşılaştığı hiçbir buhranla karşılaştırılması mümkün değildir. İktidarın böylesine buhranla karşı karşıya gelmesi oy azalması, partinin bölünmesi veya Erdoğan’a bağlı milletvekillerinin istifa etmesi gibi ciddi sonuçları doğurabilir.

Buhranların Dünya Çapındaki Yorumu

Türkiye’nin AB üyeliğine kabul edilme konusu şimdiye kadar Türkiye’nin en önemli dış siyasetidir, ancak üyeliğinin onaylanması Türkiye’nin izleyeceği siyasete değil Amerika’nın bu konudaki tutumuna bağlıdır. Amerika partilerin tamamıyla ilişkisi olan ve siyasi güç manevrası yapabilen güçlü bir oyuncu olduğu gibi Türkiye’de olabilecek her türlü değişime karşı alternatifi olan ve içerde var olan kapasiteleri dikkate alarak her an strateji geliştiren bir ülkedir. Amerika ve Avrupa Birliği ortak hareketle Erdoğan’ı yaşanan buhran karşısında hukuksal olarak değil de meseleleri demokrasi standartlarında ele almasını tekit etmektedir.

Ortadoğu'da yaşanan son olaylarda Amerika Erdoğan devletinin Mısır konusundaki davranışından rahatsızdı ve Erdoğan Mısır'da İhvan cereyanının zayıflatılması akışı içerisinde benzeri olaylarla kendisinin de karşılaşabileceğini düşündü. Halbuki Mısır'ın şartlarıyla Türkiye’nin şartları ve bu iki ülkedeki etkili iç ve dış etkenler birbirinden tamamen farklıydı. Suriye konusunda da Amerika Türkiye’nin Esad hükümetinin çabucak düşeceği konusunda yanlış bilgiye sahip olduğunu ve El-Kaide örgütünün güçlenmesinin bölgedeki Amerika’nın menfaatlerine zarar vereceğini gördü.

Irak konusunda Amerika Türkiye'nin Bağdat hükümetini zayıflatma doğrultusunda Erbil’le doğrudan irtibat kurmasından da açıkça rahatsızdı ve rahatsız olmaya da devam edecektir. Her ne kadar Erdoğan Türkiye’de yaşanan buhran konusunda Amerika’yı dolaylı olarak temel etken göstermiştir. Ne var ki Amerika’nın Türkiye’de iktidarın düşmesi değil, Erdoğan’ın davranışlarını düzeltmesini hedeflediği anlaşılmaktadır. Amerika siyasi buhran yoluyla Erdoğan’ın kulağını çekiyor ve bu siyasi buhran iktisadi buhrana dönüşmediği sürece Erdoğan zayıflamış dahi olsa iktidarda kalmaya devam edecektir. Zira Erdoğan’ın 11 yıl boyunca en büyük güç etkeni iktisadi anlamda başarılı olmasıdır. Eğer Amerika Erdoğan hükümetini düşürmek için iktisadi yola başvursaydı iktisadi araçların tamamından yararlanırdı. Türk parası, hisse senetleri ve sermaye akışı henüz önemli ölçüde değerini kaybetmedi. Bunlar bir tarafa henüz Erdoğan’ın yerini alacak ikinci bir isim söz konusu değildir. Hali hazırdaki buhran kontrol edilirse ve Erdoğan, sert ifadelerinin aksine siyasi tavrında Gülen Cemaati ve çok daha önemlisi Amerika’yla uzlaşmaya oturursa ve yerel seçimlerin tarihine kadar genel kanıda yumuşak bir izlenim oluşturursa Erdoğan 2014-2015 parlamento seçimlerine ve cumhurbaşkanlığı adaylığına rahatça kendini hazırlayacaktır.

Anlaşıldığı kadarıyla Erdoğan ülkede yaşanan siyasi buhranı geride bırakabilmek için İran’ın gelecekte karşılaşabileceği ciddi çıkmazlar karşısında, Türkiye’nin İran’la daha az işbirliği yapacağını Amerika’ya ispat etmesinde yatmaktadır ki şimdiden bunun alametleri ortaya çıkmıştır.

Ortadoğu Düzleminde Yorum

Türkiye'nin sıfır sorun politikasından sınır ülkeleriyle sorunlu hale gelmesi, Türkiye’nin dış siyasette Suriye’nin girdabına düşmesine ve Türkiye’nin Suriye’ye gidecek Selefi güçlerine lojistik destek verilen merkeze dönüşmesine sebep olmuştur. Çok daha önemlisi Türkiye ile Riyad, Doha ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin Mursi devletinin düşmesi konusu Türkiye ile bu devletlerin arasının açılmasına ve Türkiye’nin sadece Suriye gibi yakın komşularıyla değil, bilakis Suriye konusunda kendi müttefikleriyle bile arasının açılmasına sebep olmuştur.

Bundan dolayı söz konusu ülkeler Erdoğan hükümeti düşürülmezse bile en azından Erdoğan'ın gücünün zayıflatılacağına inanmaktadır. Türkiye’de patlak veren buhranla alakalı İran’ın söz konusu edilmesi hakkında söylenmesi gerekir ki: Türkiye’nin İran’a yaklaşması ve etkilenmesi güya bir çeşit tabuların kırılması anlamını taşımaktadır. Geçmişte de İran’ın ismi ve etkisi 1980 yılında Kenan Evren’in askeri darbesinde söz konusu edilmiş ve 28 Şubat 1997 yılında da Erbakan hükümetinin düşmesine sebep olmuştu. Hangi sebepten dolayı olursa olsun İran’ın yeniden isminin ele alınması İran isminin ülke içi ve ülke dışı siyasi arenalarda özel bir anlam ifade etmesi hükümetin düşmesi ya da politik davranışının değişmesi etkeni olacağı anlaşılmaktadır. Daha önemlisi Türkiye’de yaşanan bu buhranda İran isminin söz konusu edilmesi İran’a gelecekte uygulanacak ambargo konusunda Türkiye’nin bu ülkeyle irtibatını yeniden ele alacağı kanısını oluşturmaktadır.

Akın Tandoğan / tahahaber